İp Cambazı Değil Silahşor Arda Arel


Ben çok bilemem. "Sonuçta ben bir okuyucuyum" diye ortalıkta dolanıyorum. Kimsenin benim dilimden anladığı da yok. Olsun. Bir derginin insana kazandıracağı ne olabilir ki diye konuşulması başlı başına anlamsız. Bir günah bile insana çok şey kazandırıyor. Tabi anlayana. Sonuç; bir dergi okudum ( Post Öykü) ve  hayatım... demek geliyor içimden ama tam olarak bu değil. Sonuç; sahiden nereden geliyor bu ilhamlar bilmiyorum ama sağlam ateşliyor Arda Arel. Üstelik de uyarıyor
"Ha bu arada, Erel değil Arel."
Post Öykü dergisinin bana kazandırdığı öykücülerinden Arda Arel. Genç denilmesine belki de kızıyordur/alınıyordur ama aslında resmen genç bir arkadaş. Arkadaş denilmesine de kızabilir. Ben olsam kızardım en azından. Ama en azından ben okuyucuyum şimdilerde ve kitabı okuduysam istediğimi yazabilme özgürlüğüne sahibim. Özgürlük demişken Arel'in balıkları geldi aklıma hani 
rocky road to dublin:
Uqbar ve Bioy'un pek enteresan hikayesi öyküsündeki zıpkınla vurulmaya çalışılan balıklar. Burun buruna, göz göze gelinen balıklar. El insaf! İnsan vurduğu balığı yiyebilir mi? Balıklardan pek anlamam ama abimin Marmara denizinden tuttuğu ve bizim de afiyetle yediğimiz balıklardan anlarım. Anladığım şey balık değil ama yemesi. Sahiden ben balık tutsam bir daha balık yiyemem sanırım. Hele ki o kancanın balığın ağzına battığını görsem. İçim bir tuhaf oluyor. Asıl demem o ki balıklar bana özgürlüğü hatırlatıyor. Sonra biz onları yiyoruz ve özgürlüğümüzü kısıtlıyoruz. Kafam iyice karışıyor. Aklımda Hz.Yunus (a.s.) hikayesi. Çok ilginç değil mi? Nerden nereye...
Sonra yüzüklü köpek var.  Tabi ki sıradan bir yüzük değil ki köpek de öyle. Hatta öykü başlığı da sıradan değil tam olarak şu :
Köpek Kovalayan Jamaikalı
Bir de market sepetleri var ki insan içini doldurdukça doldurası geliyor. Zaten ona göre ayarlanmış her şey. Çünkü arabanın tekerlekleri hızlı gitsin diye freni yok. Fren olmayınca da insan hızlanıyor, hızlandıkça her şey hızlanıyor. Aldıkça alıyor. Aldıkça kredi kartına dayanıyor. Sonra faturalar posta kutularından kusuyor. Bir de ağaçlar kesilmesin zamazingosunda e-postalarda da bir kusma yaşanıyor. Selim, Amip ve Ben son durağa gidecek kadar öyküyü okumaya devam ettiren türden.

Bu arada sigaradan hiç hoşlanmam lakin İsanbul'da yaşadığım bir dönem inat etmiş, sigara içicem diye bir paket almıştım. Öyküye adı konulan Kemil Soft. Tabi başarılı olamadım. Alışamadım. Aldığımda bir tane yakmış, sırt çantamın alakasız bir bölümüne sıkıştırmıştım. Taki uzun bir süre sonra fark ettiğimde ne Kemıllığından ne de softluğundan bir iz kalmıştı. Bana göre. Bir başkası olsa krallar gibi içebilirdi. Bilmiyorum ki içmesini. Elime de yakışmıyor.
Sigara da demişken Yeşilsin Aylılar ve Kızılşın Aylılar var. Tabi bunlar Walter Keeperson'ın Hazin Sonu'ndan. Tanıdık geliyor mu size de? Her sigara içenin de sonu hazin olmuyor ya diyenlerin sayısı az değil ama öykünün tam da bir yerinde dediği gibi PAT. Zamanı geldiğinde o vakit, son nefeste dudaklara pamukla sürülüyor su. Tabi buradan da Walter Keeperson'a selam olsun.

İp Cambazı Değil Silahşor size, bize, ona, buna şuna ateşliyor. Ama en çok da belki de yazarın kendisine. Yani Arda Arel'e. Ama sonra yine bize. 
Okurken keyif aldım ve daha önce çok da tatmadığım bir tat aldım öykülerinden. Devamı gelirse okur muyum, evet okurum. Ama lütfen bize daha az ateşle Silahşor :)

Not: Dedalus kitaplarına dikkat etmek gerekir. Benden söylemesi.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bela Tarr'ın Torino Atı ve Benim Ona Giden Hikayem

Cennet Batıda / Eden à l'Ouest / Eden is West

AYFER TUNÇ SUZAN DEFTER