Aykut Ertuğrul Keyfekader Kahvesi


Kendisini iki aylık öykü dergisi Post Öykü ile tanımaya başladığım bir isim Aykut Ertuğrul. Dergilere olan ilgimin yanı sıra kendisiyle birlikte dergi çıkaran kişilere karşı da bir merakım arttı. Ülkemizde dergiciliğin ne kadar zor olduğunu bilenler bilir. Bu yüzden dergi okuyucusu olarak dergilere destek verir gibi satın alıp okumak ve onlardan söz etmek de benim önemsediğim bir durum. Tabi her dergi için de aynı şeyleri düşünmüyorum.  Takip ettiğim, okuduğum dergiler arasında bir farkındalık yaratan Post Öykü dergisini sevmemi başlatan, Aykut Ertuğrul’un Post Öykü dergisinin çıkışını anlattığı video var ki şudur;

Akabinde Post Öykü dergisini okumaya devam ettim ve dergide yazan öykücülerin de sıradan öykücüler olmadıklarını o güzel öykülerinde görebildim. Şimdi benim haddim değil böyle beylik laflar etmek ama teknik açıdan büyük laflar edemesem de gönlüme hitap eden öykülerin öykücülerinin de sağlam kalem sahibi olduklarını söylebilirim. Bu anlamda dergide beğendiğim öykücülerin/yazarların öykü kitaplarını da okumaya başlamış oldum. Yeni öykücüler/yazarlar keşfetmek de bu anlamda çok güzel oldu. Tabi dergi editörü olarak da öykücü olarak da Aykut Ertuğrul’un öykü kitaplarını merak ettim. Daha önce okumaya başladığım ama hala bitiremediğim öykü kitabı İki Dünyanın Ustası kitabından önce çıkan ilk öykü kitabı Keyfekader Kahvesi’ni okumayı bitirdim. Heyecanıyla da bu yazıyı yazmak istedim.  Ödüller bir yazar/okur için çok önemli mi bilmiyorum ama kitabın 2011 Ömer Seyfettin Öykü Ödülü var.

Keyfekader Kahvesi öykü kitabındaki öykülerden bahsetmek istiyorum. Kitaptaki öykülerin çoğunda ölüm teması var ki bu beni biraz şaşırttı. Bu denli ölümden bahseden bir yazar olması ister istemez acaba yazarın “ölüm korkusu mu” var sorusunu aklıma getirdi. Sahiden ölümden bu kadar bahseden bir yazar ölümden korktuğu için mi öykülerinde bunu işler yoksa biz, ölümü mutlaka tadacaklar için bir dikkat çekme niteliğinde mi pek anlayamadım.
Lakin Keyfekader Kahvesi öyküsünde fincana sığdırdığı hayatlar için, Tüfek öyküsüyle barut kokusunu genzimizde hissettirdiği için, Hata Benim öyküsüyle “Unutmadan; aşk, avucun içinde bir şeydir.” dediği için, Karanlık Derenin Laneti öyküsünde burnumun direğini sızlatan, anneye söylettiği  (sanırım tüm anneler bunu biraz daha fazla sevdiği çocuklarına söylüyor) “Sen onlar gibi olma!” cümlesi için, On Emir öyküsünde bize bir kez daha insan tanımanın çok da kolay olmadığını hatırlattığı için, Sır öyküsünde ölümü/ölümsüzlüğü sorgulattığı için (sahiden merak ettim; ölümle bir alıp veremediği mi var öykücünün), Çekiç öyküsüyle  bizi duvara çaktığı için, Yanlış Tren öyküsü için ama özellikle ve kesinlikle Dönüş öyküsü için kendisini okumaya devam edeceğim bir öykücü oldu Aykut Ertuğrul. Kalemine, yüreğine sağlık. Okuru bol olsun inşallah.

Aykut Ertuğrul, Keyfekader Kahvesi
İz Yayıncılık

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bela Tarr'ın Torino Atı ve Benim Ona Giden Hikayem

Akif Hasan Kaya / Ölmüş Oyuncaklar Müzesi

İp Cambazı Değil Silahşor Arda Arel