Markus Imboden Der Verdingbub

Yönetmen Markus Imboden'in 2011 yapımı filmi Der Verdingbub / Besleme

Film hakkında yazmak istediğim şeyler için kafamı toparlamak zaman alacak. Bu yüzden biraz hazıra konup Ekşi Sözlük'ten alıntı yapacağım.

 "1860 -1960 yillari arasinda, isvicre'deki yetim cocuklarin bazilarini ciftci aileler aliyormus. hem ciftliklerde calistirmak, hem de devletin kendilerine verdigi bakim parasiyla gecinmek icin. bu cocuklara verdingkinder deniliyor, yani sozlesmeli cocuklar. isvicre'nin yasayla anca 1970lerde onune gectigi sozlesmeli cocuklarin drami, daha yeni yeni gun yuzune cikiyor. oldurulmeden, olmeden, intihar etmeden yasamaya devam edebilenleri artik hikayelerini anlatmaya basliyorlar.
film bu cabanin dogurdugu konu ile ilgili ilk film, sirf bu sebepten bile izlenmeye deger. izlerken 100-150 yil gibi bir zaman icinde bu ulkelerin, bu zihniyetin nasil bunca degistigini, hayvanliktan insanliga nasil evrildigini dusundum. gercekten filmde anlatilanlar icler acisi. --- spoiler ---

* bir insanin kendi dogurmadigi bir cocuga karsi ne kadar acimasiz olabildigini izliyorsunuz filmde.
* talihsiz cocuklarin verildikleri ailelerde devlet korumasi ve denetimi altinda olmasi gerekiyor fakat denetimi yapacak kisi rahip. evet, bildiniz, aileden gelen sosis rusvetleri sebebiyle olan bitene goz yumuyor tipini s.ktigimin dincisi.
* cocuklarin maruz kaldigi psikolojik ve fiziksel siddetin her boyutunu azar azar gosteriyor film. bir insanin, hem de cocugu olmus bir insanin baska bir cocuga karsi nasil boyle davranabildigini aklim almiyor izlerken.
* filmdeki isvicre diyalektiyle konusulan almanca, suratsiz kadinin ikide bir cocuklarin kafasina vurmasiyla, adamin kronik domuzluklariyla birlesiyor. tamam, hayat zor, ciftcilik zor, aclikla karsi karsiyalar falan fistan da sirf sanssiz dogdu diye bir cocuga onca eziyet nasil edilir. nasil goz yumulur. vicdan 21. yuzyilin icadi olamaz. bu soguk vicdansiz tipsizleri kati kurallar, cerceveler, yasalar mi yola getirdi diye dusunuyorum.
* 'biz' kelimesinin alaman diyarinda farkli bir anlami var gibi geliyor bana. onca yer gezdim, gordum, insan dinledim. 'biz' kelimesini bunlar kadar bastira bastira kullananini gormedim. onlar biz diyince sanki dunya musa'nin denizi yardigi gibi gorunmez bir kuvvetle ortadan ikiye ayriliyor. biz diyen dudaklarin ait oldugu cografya ve irk, ve de digerleri. filmde ciftlige gelen her supheci bakis, ciftlik hakkindaki her kotu soze karsi kadinin agzindan cikan bizi kotuleyemezsin, bize haksizlik edemezsin, bizi elestiremezsin turevi savunmalar biz kelimesinin almanca tum karsiliklarindan tiksindiriyor beni. kendi yasadiklarimi dusunuyorum. almanya'yi elestirmenin yasalarla yasaklanmis oldugunu. is hayatimda karsima cikan patron sef bozuntularinin biz kelimesini kullanisiyla ne kadar ortustugunu. buraya kadar okuduysan beynine saglik, biraz daha oku. bu benim sanrim, uydurmam degil, aksine tespit yapiyorum burada. bu biz anlayisinin uzantisi isvicre'lilerin taa 2010lara kadar sozlesmeli cocuklardan habersiz yasayisi cunku. buralarda biz o kadar guclu ki, birey devletin, toplumun genel iyiligi adina henuz cocuk bile olsa feda edilebilir. biz o kadar elestirilmez ve hakli ki, bireye karsi her turlu ahlaksizligi icine sindirebilir, gormezden gelebilir ve zeytinyagi gibi isin icinden siyrilabilir.
* kahramanlarimiz tabii ki dini butun insanlar, ne sanmistiniz. her pazar full takim kilisedeler ve allah'a dua etmeden yemege baslamiyorlar. dua etmeden kasiga el surdurtmeyen o suratsiz kadin, besleme kizin oglunun marifetiyle hamile kaldigini anladiginda bebegi dusurtmek icin ilac icirebiliyor ve cocugun da olumune sebep olabiliyor. hurdaya cikmis arabalarin bile kendisinden daha insan sayilabilecegi o kadin bana simone de beauvoirin bahsettigi ikiyuzlulugu hatirlatiyor. din adina var gucleriyle kurtaja karsi cikanlar, evlerinde tecavuze ugrayip hamile kalmis hizmetcilerin bebeklerini dusurmeleri, kurtaj ettirmeleri, bebekten bir sekilde kurtulmalari icin canhiras cabalari sirasinda dini kaygilarini tamamen unutmus gorunuyorlar. tanri'nin affetmesi icin kiliseye siginiyor, ama kendileri hic kimseyi affetmiyorlar. tanri'dan merhamet dileniyorlar, ama en yirtici hayvanin bile bir baska hayvanin yavrusuna gosterebildigi sefkat ve merhametten yoksunlar. filmdeki rahibe bakarken there will be blood filmi geliyor aklima. dinci iste her yerde ayni, ayni bokun farkli kokani."
 doymamis cocuga mektup

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bela Tarr'ın Torino Atı ve Benim Ona Giden Hikayem

Cennet Batıda / Eden à l'Ouest / Eden is West

AYFER TUNÇ SUZAN DEFTER