Orçun Ünal Dekadans Ve Ölüm

Orçun Ünal ismini, Post Öykü dergisinin Mayıs-Haziran 2015 sayısında O(sman Hamdi) Homem Duplicado öyküsünü okuduğumda  duydum. Beni bu denli heyecanlandıran yazarın kim olduğunu merak edince, var olduğunu öğrendiğim kitabını bir an önce okumak istedim. Hemen temin edip, okudum da.
Dekadans ve Ölüm, birbirinden ilginç öykülerle insana başka bir öykü dünyasının kapısını aralıyor. Hem gerçeğe dokunarak bunu hissettiren hem de fantastik öğelerle hayal dünyanıza renk katan Orçun Ünal, benim için bu anlamda farklı ve heyecan verici bir yazar oldu.

Dekadans ve Ölüm'deki öyküleri okurken altını çizdiğim cümlelerle ben de bir öykü yazdım. Hem kitabı tanıtmak hem de okumayanlar için merak uyandırmak istedim. Yazarın okuyucuyu etkisi altına alınca benim gibi diğer okuyucular da böyle yazma süreçleri yaşayabiliyor demek ki. Yazdığım bu öyküyü beğenmeseniz de Dekadans ve Ölüm’ü okumanızı öneririm.


Öykümdeki tırnak içinde olan cümleler, kitapta altını çizdiğim cümlelerdir. Hangi öyküden aldığımı da numaralarla belirttim.
Şunu da söylemek istiyorum ki özellikle Hala Hayatta Olmanın Dayanılmaz Huzursuzluğu öyküsü bana Chuck Palahniuk’u anımsattı. Yazar bu konuda ne düşünüyor bilmiyorum ama yakın zamanda okuduğum Chuck Palahniuk eserlerinde gördüğüm konu ve anlatımıyla da öykü dikkatimi çekti. Bir de Chomskyvari Bir Kıskanma: Ağır Çekimli Kanatlar öyküsü bize şiir tadında bir lezzet veriyor.
Umarım siz de beğeneceksiniz.
İyi okumalar



İş çıkışı eve gitmeden bir şeyler yemek için uğradığım kafe-restorant insanlarla doluydu. Kafede çalışanlar, benim gibi kafeye yalnız gelen müşterileri, patronlarının talimatıyla ön masaları işgal etmeyelim diye, arka taraflarda bir masaya yönlendiriyorlardı. Buna çok bozulabilirdim ama zaten insanlardan kaçtığım bir dönemdi. Yemeğimi yiyip defolup gidecektim. Sorun etmedim ve yönlendirilen yere oturup, hemen sipariş verdim. Birkaç masa yanımda iş arkadaşları olduğunu düşündüğüm bir grup, kahkaha içinde yemek yiyor, dünyayı kurtarıyor ve kadın-erkek üzerine bir şeyler konuşuyorlardı. Masadaki kadınların onu pür dikkat dinlediğini düşünen şık giyimli bir adam sözü almış, ciddiyetle konuşmaya başlayınca, bir anda herkesin bakışı ona yöneldi. Adam:

-“Kadınlar tehlikelidir ama hamile kadınlar daha da fenadır. Çünkü onlar çirkinse çirkin, kötüyse kötü varlıklar dünyaya getirirler. Ve inan bana, dişiler her zaman kötü ve çirkindir.”(1)
Diye sözünü tamamlayınca kıravat takan adamların alkışını kazandı. Masadaki süslü kadınlar, şaşırmış gibi yapıyor ve konuşan adama karşı çıkar tavırlarla bir şeyler söyleseler de sonra yine kendi aralarında gülüşüyorlardı. Masadaki bu konuşmadan oldukça rahatsız olan bir kadın adama hiçbir şey söylemese de yanında oturan sarışın bir kadının kulağına adam hakkında şöyle diyor:

-“Uzun yıllar önce babasının yanında, biraz da adam olduğunu göstermek için küfür ettiğinde yediği tokadı tekrar yanağında hissetti. ‘Tövbe et!’ demişti babası. ‘Adam ol’ demişti annesi, “ Erkek ol!” (2)

Yemeğimi yemiştim, kalkmak üzere garsondan hesabı isteyecektim ki yan masadan biri önceden davranmış çay istemişti. Yanındaki arkadaşının teklifine:
-“Eğer siz ödeyecekseniz bir çay içerim.” (3)
Çağırılan garsona dönüp:
-“Fincanda ve koyu olsun. Limon getirmeyi de unutma”(3) dedi.
Beni böyle arka masaya atan garsonlardan hıncımı alır gibi içimden oh olsun dedim. Size böyle müşteriler haktır. Kazanılmış bir zaferim varmış edasıyla kasaya hesabı ödemeye gittim. Üniversite öğrencisi olduğu her halinden belli olan kasadaki kız, patrondan gizli okuduğu kitabın sayfasından bir cümlenin altını çiziyordu.
-Merak ettim, bakabilir miyim? diye sorunca kasadaki kız, çaktırmadan kitabı bana yaklaştırdı ve altı çizili cümleyi gösterdi.
“Kısaca hikayenin dışında hayat yoktur, hatta hiçbir şey yoktur.” (3)
Kıza gülümsedim. Hesabı ödedim ve kıza yüklü bir bahşişle oradan ayrıldım. Akşamın serinliğinde biraz yürümek istedim; unutmadan kitabın adını telefonuma not ettim: Dekadans ve Ölüm. Biraz yürümüştüm ki karşı kaldırımda bir kadın ellerini savurarak adama, bağırıyordu:
-“Geber!” (4)
Onları görmezden ve duymazdan gelip yürümeye devam ettim. Hayata dair umutlu olmak istiyordum ama geçenlerde okuduğum bir cümle dilime dolandı:
“ Umut, işe yaramaz bir icattı.” (4)
Artık eve gitme zamanım gelmişti. Gelen taksiyi durdurdum ve şoföre, 4. Levent, dedim. Taksicilerle konuşmayı severim ama bu akşam hiç konuşasım yoktu. O da zaten pek keyifli değildi. Açık olan radyo programını öylesine dinliyor gibiydi. Programda geyik yapan iki adam ölüm hakkında konuşuyorlardı. Biri dedi ki :
-“ Demek ölümün arkasında öyle güzel bir şey var ki kimse geri gelmek istemiyor.” (5) Gülüştüler. Diğeri de bak ben de sana bir şey okuyayım dedi:

“Sapanla küçük kardeşinin gözünü kör eden Fatma, ağlamaktan birer kuru eriğe dönen gözlerini çıkarıp yerine iki beyaz çakıl taşı koydu. Suçluluktan kurtulup yüreği hafiflediği için havalanıp yükselmeye başladı. Beş adam boyu yükselmişti ki onu bir balon sanan kardeşi tarafından sapanla vurulup patlatıldı.”( 5)

Radyo programcıları kahkahalarla güldüler. Bir şarkı arası verip, programa güldüğümüz yerden devam edeceğiz dediler. Taksiden indim. Biraz daha takside kalsaydım çığlık atabilirdim. Her şey üst üste geliyordu adeta. Apartmana girmek için anahtarı çantamda ararken giriş kattakilerin kedileri ayağıma dolanmaya başlamıştı. Kapıyı açtım ve onları kucağıma alıp bir müddet sevdikten sonra asansöre bindim. 13. kata geldiğimde karşı dairemde oturan dul kadın, üst kattaki komşuyla kapı ağzı dertleşiyordu.
-“Boğuluyorum. Burada sıkıntıdan boğuluyorum.” (6) Üst kattaki komşu telkin eden ses tonuyla: -“Vücutlarımızı ve ruhlarımızı yakıp yola devam edeceğiz.” (6) Dediğinde bana bakıyordu.
İyi akşamlar dileyip, daireme girdim. Üstümden kamyon geçen vücudumu hemen soyup suyun altına bıraktım. Bugün işin yoğunluğu bir yana etrafımda olan biten olayların yoğunluğu iyice yormuştu bedenimi de ruhumu da. Ve kendimi suyun altına teslim ettiğimde aklıma altını çizdiğim bir cümle daha geldi:
“Böylece mutsuzluğum en büyük saadetimin kaynağı oldu.” (7)
Banyodan çıktığımda kuş gibi hafiflediğimi hissettim. Kendime içecek alıp kanepeye uzandım. Televizyondan klasik müzik kanalını açtım ve şansıma, çok sevdiğim Schubert'ten Maria Callas Ave Maria parçası çıktı. Gözlerimi kapatıp, kendimi Callas’ın kollarına bıraktım. Gözlerimi kapadığımda:
“Gördüm ve anladım.” (8)
“Çocuktum, inandım, hala inanırım.” (9)
Gözlerimi açtım. Bardaktakini bir dikleyişte içtim.
“Haklıymış babam. Hem de her konuda: İçince unutuluyormuş birçok şey.” (9)
Kendimi kaybetmiş sayıklıyordum. Ve…
“Bilmiyorum ama durmamacasına ağlıyorum yaşadığıma… 
Ne zamandan beri, diyorum, fark edilemeyecek kadar şeffaflaştım ben?
Bende bir gemi battı, kimse görmedi, diyorum.” (10) 

Orçun Ünal
Dekadans ve Ölüm
Raskol'un Baltası
Edebi Şeyler Yazın Dizisi

Altı Çizili Cümleler
1-Kardan Adam 2-Prof. 3-Öykü Satıcısı 4-Kırmızı Şemsiye 5-Variae Mortes 6-Hala Hayatta Olmanın Dayanılmaz Huzursuzluğu 7-Haute Couture Dekadans: Yanlış Hamlet & Sahte Gropius 8-Chomskyvari Bir Kıskanma: Ağır Çekimli Kanatlar 9-Junkie Fix: Final Sınavı 10- Son. Rüya. Masal

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bela Tarr'ın Torino Atı ve Benim Ona Giden Hikayem

Cennet Batıda / Eden à l'Ouest / Eden is West

Akif Hasan Kaya / Ölmüş Oyuncaklar Müzesi