Naime Erkovan Beşinci Düğme


                       Naime Erkovan’ın Şule Yayınevi'nden çıkan ilk kitabı Beşinci Düğme.
Öykü kitabındaki öykü başlıklarından sıralayarak yazdığım bir hikayedir. Hikaye olmaya çalışan bir hikaye demem de daha doğru olacaktır.


Yaşlı meşe ağaçlarıyla adından söz ettiren bu kasabanın adıydı Ka-bum. İsminin nereden geldiği bilinmeyen Ka-bum kasabası, ilginç olayların da geçtiği bir yerdi. Öyle ki yakın kasabalarda yaşayan çocukları yanlış şeyler yapmamaları için Ka-bum’da yaşanan hikayelerle korkuturlardı. Kimi çocuklar bundan hiç etkilenmeyip yaramazlık yapmaya devam etseler de tek dişli Son Muska’cı olarak duyulan bir büyücünün varlığından çekinirlerdi.

Son Muskacı, Ka-bum’da yıllar önce kaybolan Deniz Yutan Adam’ın annesiydi. Çıktığı bir yolculukta susayıp denizden tuzlu su içmek zorunda kalmıştı ki bütün denizi içine çekmiş ve Deniz Yutan Adam olarak o an ortadan kaybolmuştu. Bu olay karşısında etrafındakilerin şaşkınlığı dillerden dillere dolaşmış, olaya şahit olanlardan bazıları aklını yitirmişti.
Denizi Yutan Adam, tuhaf bir çocukluk geçirdiği Ka-bum kasabasında bulunan tek köşkte Bahçıvan olarak çalışan babasına yardım ederdi.

Bu hikayelere inanmak güçtü ama insan yine de acaba olmuş mudur diye de merak etmiyor değil. Ka-bum’a vardığımızda kalacağımız otelin sahibi
-  20:48’de Neredeydiniz? Diye sorguya çekince şaşırdık.
İçeride bizi bekleyen Beşinci Düğme sakinleriyle tanışmaya başladık. Adımı sordular, ben de
-“Adım Yok” dedim.
-Sizin adınız ne?
-“Kum Kral” dedi.
Ayakta kalmıştık. Oturacak bir yer ayırıyordum ki Kum Kral, koltuğun üzerindeki kediyle konuştu. Pofff, kalk bakalım, misafirlerimize yer aç. Neler olup bittiğini anlamamıştık. Felix adında bir siyahi hizmetçi kristal bardaklarla bize şerbet getirdi. Şerbeti içmeseydim, yaşadığımdan şüphe edecek bir rüyanın içindeyim sanacaktım.
Otelin duvarlarını süsleyen ilginç Tablo Halkı resimleri vardı. Ceza ve işkence çeken insanlar resmedilmişti. Tablolarda Parça Parça olmuş el figürleri midemi bulandırmaya başlamıştı. Şerbeti keşke içmeseydim diye düşündüm.
Koridordan Ayak Sesleri gelmeye başlamıştı. Otelin bizden başka müşterileri olmasına sevinecektim. Bir kahkaha duyuldu. Otele kayıt yaptırmaya gelen adam, delilerle dolu bu kasabadaki Davulcunun Babası’yım diye bağıra bağıra konuşmaya başladı.
-“Peşimde Bir Bulut Var, buraya sığınmam gerekiyor” diye haykırıyordu. O kadar bağırıyordu ki kulaklarımızı tıkamak zorunda kalmıştık. Girişte bulunan Camlı Dolap’taki her şey kırılmış, param parça olmuştu. Oteldeki görevliler adamı susturup, dışarı çıkarttılar.
Temizliğe başlayan hizmetçiler de Kurcalamayın biz hallederiz diye görevlerini yapma hevesindeydiler. Hizmetçiler, kırılan eşyaların yenisini almak için Çıfıt Çarşısı’na gideriz diye aralarında fısıldadılar.
-Tüm bu olan biteni atlatabilmek için Kış Senfonisi plağını dinlesek güzel olacak, dedi biri.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bela Tarr'ın Torino Atı ve Benim Ona Giden Hikayem

Akif Hasan Kaya / Ölmüş Oyuncaklar Müzesi

İp Cambazı Değil Silahşor Arda Arel