Cuma Hikayeleri M.Sait Karaçorlu

Son zamanlarda okumalarımın başında da sonunda da aynı soruyla karşılaşıyordum. Bildiğin bir yazarı okumak mı yoksa bilinen bir kitabı okumak mı daha etkili olur? Henüz bu soruya net bir yanıtım yok. Lakin size okuduğum son hikaye kitabından bahsedeceğim. Bir hikaye kitabı demek bence hadsizlik olur. Çünkü hikayesi kurgusal değil… Sonradan yazılmış hikayeler değil bu hikayeler. Çok belli bir gönülde yaşandığı, çok belli gözyaşıyla yazıldığı. Hissettirdiği öyle duygular var ki değil artık okumak sadece orada olmak, o hikayede yaşamak istiyorsunuz. O kadar samimi, öyle içten ki bir çocuğun anne eteğine sarılır gibi sarılmak ve o şefkati tatmak istiyorsunuz. İzmit’te yaşamaya alışık biri değildim İzmit’te doğup büyümüş biri olarak. Bana hep kısır bir yer gibi gelirdi. Çünkü burası sanayi şehridir. Göç alır ve işçiler hep gidecekmiş gibi yaşar bu şehirde… Kimse bu şehire bir şey vermek istemez gibi. Hep bir şeyler alınacak şehirdir… Ekmek kapısı şehridir burası. Ekmek şehridir İzmit… Günlerden bir gün ani bir kararla İstanbul’a taşındığım bu şehirden, ani bir kararla ana ocağına döndüğüm şehirdir İzmit. Kendimi yabancı hissettiğim, ne yaparım, nasıl yaparım demeden “ana rızası”na geldiğim şehirdir. Oysa hiç gitmediğim şehirdir de. Bir insanın annesi neredeyse bence kişi de oradadır. Her ne yapıyorsa, her nerede yaşıyorsa da… Bilmem bana öyle geliyor ; annemi çok sevdiğim için belki de… Size bir kitaptan bahsedecektim ki konuyu biraz dağıttım ama kitaptaki hikayeler anneye yazılmış olunca bir şeyler söylemeden edemedim.
Dil Ve Edebiyat Derneği Kocaeli Şubesi’nin gazetedeki Mesnevi Okumaları tanıtımını görünce gitmeye karar verdim. Mesnevi Okumaları’na büyük heyecanla gittiğim ilk gün kendisiyle tanıştığımda aslında okumayı yapan kişinin o olduğunu da bilmiyordum. Açıkcası birkaç hafta derslere devam ettikten sonra okumayı yapan kişinin kim olduğunu merak etmeye başlamıştım. İlk tanıştığımızda adını hafızamda tutamamış ve ne önemi var nasıl olsa öğrenirim diye geçirmiştim içimden. Çünkü sadece Mesnevi okumak, okuyanı dinlemek için gidiyordum buraya. Ancak sonraları çok da böyle olmadı. Daha önce kimseden Mesnevi’yi dinlemedim. Bazı edebiyat ortamlarından bulunsam da böyle bir okumaya, sohbete katılmadım. Birçok Mesnevi okuyan insan var ve siz de o kişilerden dinlemişsinizdir Mesnevi’yi… Benim yakaladığım ki aslında Mesnevi’nin bana açılan kapısında başka bir hikayenin olduğunu hissetmiştim. Bir şeyleri anlatabilecek bilgiye sahip değilim, bilgili biri hiç değilim ancak gönül dünyamın beni alıp götürdüğü hikayelerde kendimi bulunca da böyle konuşuyorum haddimi aşarak…
Size bahsettiğim kişi de kitabın yazarı da sevgili hocam M. Sait Karaçorlu. Cuma Hikayeleri kitabıyla beni bir kez daha sarsan güzel insan… Kitaptaki her hikayeyi tek tek yazmak istiyorum aslında ancak şu an heyecanımın ötesine geçip bir şeyler yazmak zor. Kitaptaki her hikaye çok etkileyici ama benim özellikle sevdiğim hikayeler Ağlamak, Yalnızlık, Bayramlar, Can Yoldaşı ve Her İnsan Biraz Yaşadığı Şehirdir hikayeleri… Bir oğulun gönlünden gözyaşıyla yazıldığını hissettiren bu hikayelerde kendinizi bulacak, hayatı daha anlamlı yaşamayı görecek ama en önemlisi anne/ana sevgisini bulacaksınız. Cuma Hikayeleri sadece bir hikaye kitabı olmanın çok ötesinde. Gönlünüze, kaleminize sağlık sevgili hocam M. Sait Karaçorlu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bela Tarr'ın Torino Atı ve Benim Ona Giden Hikayem

Cennet Batıda / Eden à l'Ouest / Eden is West

AYFER TUNÇ SUZAN DEFTER