Kayıtlar

Ocak 17, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

TARKOVSKY PEŞİNDE İÇSEL İZ SÜRMEK.

İzin ver planlanan her şey gerçekleşsin.
İnanmalarına izin ver.
Ve tutkularına gülmelerine izin ver.
Çünkü, onların tutku dediği gerçekte duygusal bir enerji değil,
ruhları ve dış dünya arasında bir sürtüşme.
Ve en önemlisi, kendilerine inanmalarına izin ver.
İzin ver çocuklar gibi çaresiz olsunlar,
çünkü güçsüzlük muhteşem bir şeydir ve güç, hiçbir şey.
İnsan doğduğunda güçsüz ve uysaldır,
öldüğünde ise, katı ve duyarsızdır.
Bir ağaç büyürken hassas ve esnektir,
ama kuruduğunda ve sertleştiğinde ölür.
Sertlik ve güç, ölümün refakatçisidirler.
Uysallık ve güçsüzlük, varlığın canlılığının dışa vurumlarıdır.
Çünkü katılaşan hiçbir zaman kazanmaz.


Film hakkında :
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0z_S%C3%BCr%C3%BCc%C3%BC_(film)

MİNİBÜSTE MAYKIL CEKSIN DİNLEMEK

Aslında ben gündelik şeyleri çok fazla yazma taraftarı değilim ama bu gerçekten yazılabilir bir durum diye paylaşmak istedim.
Bugün işlerim dolayısıyla bir yere gitmek için iş yerinden çıktım. İri taneli kar yağışının altında, yere düşen karların üstünde karlana karlana durağa gittim. Bir süre -sanırım 10-15 dakika- bekledim. Kar yağmaya devam ediyordu ve ben de üşümeye başlamıştı ki nihayetinde beklediğim minibüs geldi ve bindim. Minibüs içerisinin sıcak olduğunu girer girmez hissetmek iyi geldi. Parayı uzattım ve şöför bilindik şöför tavırlarıyla paramın üstünü verdi ve aslında serüven o zaman başladı.En arkada boş olan koltuğa oturdum. Sıradan kısa bir yolculuk olacaktı. Arabesk bir müzik çalıyordu. Hani tabiri caizse "damardan" denilen türden bir arabesk. Fakat bir iki dakika sonra müziğin sesi yükseldi ama? ama? nasıl yani? diye anlamaya duymaya tanımaya çalışırken "Aaaa bu Maykıl Ceksın değil mi?" dedim. Şöföre baktım. Gerçekten dinlediğimiz Michael Jackson…

TARKOVSKİ'Yİ SİLİNDİR VE KEMANCI İLE TANIMAK

Andrey Tarkovski'nin izlediğim ilk filmi Silindir ve Keman. Yedi yaşındaki keman çalan bir çocukla , silindir makinesini kullanan işçinin kısa sürede oluşan dostluğunu hissettirmekte film. 45 dakikalık bir film olmasına rağmen filmin içeriğindeki derin mesajler etkiliyor insanı. Ve duyduğunuz keman sesi bir çocuğun küçücük parmaklarından çıkıyorsa, gönül alıp başını gidiyor bir yerlere...

Film için: http://www.imdb.com/title/tt0053987/

Yaşlı insanların inatla yanıma gelip, " Eee yaşın geldi oğlum, ne zaman evleniyorsun?" diye sorduklarında "Ee sizin de yaşınız gelmedi mi ne zaman ölüyorsunuz?" diyorum.

Başlığımın uzun olduğunun farkındayım ama bu film için bu başlığı yazmam gerektiğini düşündüm. Evlenme yaşı gelmiş- bu ne demekse- öğretmen bir arkadaşımın sözüdür bu. İlk duyduğumda çok gülmüştüm. Hala gülebilirim. Ama bir yaşlıya bunu söyleyemem heralde. Gerçi bazen ne diyeceğim hiç belli olmaz. Böyle bir giriş yaptıktan sonra size biraz da filmden bahsedeyim. Gökhan Hoca'nın söylediği her film bence harikulade. Klasik drama gerçekten çok iyi. Çok doğal...Gerçekten sıkıldığım bir sorudur. Ne olduğunu yazmama gerek sanırım:)
Filmden:
* Hey, Marty, acelem var!
- Şimdi size bakacağım, Bayan Canduso.
*Sen ne zaman evleneceksin, Marty?
Kendinden utanmalısın.


*Senden küçük tüm kardeşlerin evlendi.
Evlenip, çocukları bile oldu.Annenle görüştük.Bana " Hey, Marty'im için tanıdığın güzel bir kız var mı?" diye sordu.Neyin var senin? Olmaz böyle.
Neyin var senin?
* Bayan Fusari...
- Evleneceksin, duydun mu?
* Bayan Fusari, sıra Bayan Canduso...
- Oğlum Frank evlendiğinde 19…

Farklı Bir Dille Nefes Almak

12'DEN İKİNCİ KEZ VURMAK!

Resim
Aslında ilk izlediğim 12'li film 1957 yapımı  Reginald Rose'ın yazdığı  Sidney Lumet'in  filmidir. Hakkında çok fazla yazmama gerek yok çünkü aşağıdaki linkten detaylı bilgilerini edinebilirsiniz. Benim söyleceğim şudur ki: Bu filmi mutlaka izleyin. Önyargınıza ötekileştirdiklerinize ve yabancı dediğiniz kişilere bir kez de bu filmden sonra bakın...İyi seyirler...

Film için detaylı bilgi :http://tr.wikipedia.org/wiki/12_K%C4%B1zg%C4%B1n_Adam

12'DEN VURMAK!

Resim
"Doğruları yaşamın özünde ara. Gündelik hayatın sıradan detaylarında değil."

Film böyle başlıyor ve sizi çok başka bir aleme götürüyor. Benim diyaloğum...


Dolaptan gelen bir hışırtı duydum. Hemen açtım dolabı. İçede oturmuş bana bakıp gülümsüyordu. Ve göz kırpıyordu. Kırpıyor, sürekli kırpıyor... Dedim ki "Oğlum ne yapıyorsun burada?" Dolaptan çıkarttım. Ve kocakladım onu. O da sıkıca sarıldı. Bana baktı, gülümsedi ve göz kırptı, arkasında bir şey saklıyordu.Dedim ki "Oğlum, nedir bu?"...ve elini tuttum. Onun elini. Elindeki bir ilmikti. Benim kemerimden yaptığı bir ilmik. Yüzümde nasıl bir ifade vardı...ve ne gördü bilmiyorum ama  beni yakaladı ve sarıldı, kendine sıkıca bastırdı.
Fısıldayarak:"Baba, yapma baba".
"Baba, yapma, yapma" tekrar tekrar...
"Yapma baba, yapma" ve gülümsüyordu.

Gülüyor ve tekrarlıyordu:
"Baba, yapma".


Velhasıl...Oy veriyorum...Çocuk suçsuz. Kayıtlara geçsin.




ÖLÜM NEDİR? YA RÜYA? ÖLÜM RÜYADAN UYANMAK MIDIR?

Resim
Bir şarkı duyuyorum hiç bilmediğim bir dilde. Ne dediğini anlamıyorum ama hissediyorum en derinimde. Bir rüya görüyorum hiç gitmediğim yerlerde. Hiç görmediğim insanlarla konuşuyorum en yakınlarım gibi. Candan sarılıyorum en sevmediğim insanlara. En yakınım dediğim  insanların üstüne karlar yağdırıyorum. Herkes beni tanıdığını söylüyor ama kimse beni tanımıyor ; ben onları tanıyorum!

Bir rüya görüyorum ve uyanıyorum!