KOŞA KOŞA İSTANBUL-KİRLİ, ÇÜRÜK VE ADİ


Cumartesi sabahı. Koşmak için geçerli bir sebebim var. Spor değil:) Yetişmem gereken bir otobüs söz konusu. Ve aklımda sürekli aynı soru "Acaba otobüste yer var mı?". Lütfen, yer olsun. Geç kalmak istemiyorum. Koşa koşa gittiğim firma bürosunda, derin nefesler içindeyken boş koltuk olduğunu öğrenince seviniyorum. Ama serüven henüz bitmedi. Otobüste yarı uykulu bir halde binbir çeşit müzik eşliğinde Harem'deyim. Oradan servisle Üsküdar'a geçiyorum. Koşa koşa İstanbul'a ayak basıyor. Dıııt...Vapura biniyorum. Hava çok güzel. Vapurun balkon kısmında oturuyorum. Rüzgar, martılar güzel...Bugün daha bir güzel her şey. Zaten her şey güzel geçti bugün. Vapurdan iniyorum. Koşa koşa otobüse binip Vefa'da ki atölyeye yetişmem gerek. Gökhan Hoca ( Gökhan Yorgancıgil), 10:00 da play tuşuna basacağını söylemişti. Yetişmeliyim.. Daha hızlı koşuyorum:). Nihayetinde atölye sinema salonundayım. Saat 9.59:). Mutluyum.

Tür : Komedi
Gösterim Tarihi : 14 Aralık 1988
Yönetmen : Frank Oz
Yapım : 1988, ABD
Süre : 93 dk.

Oyuncular
Michael Caine, Steve Martin, Glenne Headly
Anton Rodgers, Barbara Harris

Filmin Konusu
Lawrence (Michael Caine) nazik ve usta bir sosyete dolandırıcısı, Freddy (Steve Martin) ise sadece bir sahtekardır. Lawrence, Freddy’deki sahtekarlık cevherini görünce onu kendinden uzaklaştırmaya çalışır fakat, Freddy yanından ayrılmaz. Bunun üzerin Lawrence hırsızlık ve dolandırıcılık konusunda Freddy’e ders vermeye başlar. Yalnız dersler ilerledikçe aralarında bir rekabet baş gösterir. En sonunda otelin lobisinde gördükleri bir bayanın 50000 dolarını almak üzere bahse girerler.

Yorumlar

goks dedi ki…
pek bilinmeyen eylenceli filmlerden...
Ala dedi ki…
Kesinlikle çok eğlenceli ancak ahlaki açıdan sorgulanacak bir film:) İnsanları hırsızlığa özendiriyor nerdeyse:)
Ala dedi ki…
Bu yorum yazar tarafından silindi.
depresan dedi ki…
yıllar önce televizyonda seyretmiştim. ne şahane bir filmdi, seyrederken sürekli gülümsüyordum.

o degil de bu yazıyı okuduktan sonra uzun bir yolculuk yapıp istanbul a dönesim geldi :)
Ala dedi ki…
Bir şeyler bir şeyleri tetikliyor:)
İstanbul başka bir dünya:)
Sevgili Ala;

Ne hoş oldu bu filmi hatırlatmanız. İki kere seyretmişliğim var. Zaten bir Michael Caine hayranıyım.

Neden bilmem filmde güldüğüm en komik sahnelerden biri Steve Martin'in sütuna dayanınca düşüp kayması olmuştur hep:)

Sevgiler
Ayşenin Kitap Kulübünden
BİLLUR
Ala dedi ki…
Sevgili Ayşe Hanım,
Evet, güzel bir sahnesini hatırlıyorsunuz:) Filmin bir çok sahnesi insanı güldürüyor. Benim en çok güldüğüm sahnelerden ise, son dakikalarda sanırım kadının meksikalı turistleri getirip aksanını değiştirip Michael Caine ile konuşmaları:)

Bu blogdaki popüler yayınlar

İp Cambazı Değil Silahşor Arda Arel

To Kill a Mockingbird / Bülbülü Öldürmek

Akif Hasan Kaya / Ölmüş Oyuncaklar Müzesi